Bu söz normalde "Eşek hoşaftan ne anlar" diye bilinir. Ama bir kaç dizi de bunun yanlış olduğunu, doğrusunun "Eşek hoş laftan ne anlar." şeklinde olduğunun söylendiğini duydum. Ve çevremdeki kişilerde de atasözünün yanlış bilindiğini gördüğüm için bunun hakkında da bir yazı yazmak istedim.

Sözün doğrusu "Eşek hoşaftan ne anlar. (suyunu içer tanesini bırakır)" şeklindedir. Anlamı ise; bilgisiz, görgüsüz kimse ince, güzel şeylerin farkına varamaz, değerini ölçemez şeklindedir.

Bunu Türk Dil Kurumu web sitesindeki Atasözleri ve Deyimler Sözlüğünden kontrol edebilirsiniz.

Mahir Önem DOST

Kaynakça:
Türk Dil Kurumu (www.tdk.gov.tr)

Günümüzde yerini başkent kelimesine bırakmış, Osmanlı Devleti zamanında kullanılan sözcüktür.

Örnek cümle: “Ertesi gün Konya ovalarından payitahta, uzaklardaki İstanbul'un yüksek mavi gölgesine doğru süratle geçiyorduk.” -H. S. Tanrıöver.

Mahir Önem DOST

Kaynakça:
Türk Dil Kurumu (www.tdk.gov.tr)

Osmanlı'da yaya bağlanan ipe çile denilirdi. Okçu olmak isteyen kişi önce boş yayı eline alır kaslarını güçlendirmek için boş boş çileyi çekerdi. Yeteri kadar çile çektikten sonra bir ustadan eğitim alarak ok atmaya başlardı.

İşte buradan "çile çekmek" bizim bildiğimiz "büyük sıkıntı ve üzüntü içinde yaşamak" anlamındaki halini almıştır.

Mahir Önem DOST
Pirinalar İnsan Yer Mi?
Birçok kişi piranaları; tehlikeli, insanlara saldırabilen, etobur deniz canlıları olarak tanımaktadır. Açıkçası buna ben de dâhildim. :) Ama bu konuda suçumuz olduğunu düşünmüyorum. Piranalar ile ilgili o kadar dehşet verici filmler var ki. Sanırım sırf ürkütücü görünüşleri yüzünden sinema sektörü bu canlıları bizlere yanlış tanıtmış. Her ne kadar bu durumdan benim yeni haberim olsa da yazının okunabilirliğinin iyi olması adına; her şeyden haberdar edasıyla yazıma devam edeceğim. :)

Güney Amerika’daki akarsularda yaşayan piranaların birçok farklı türü bulunmaktadır. Hatta etobur olmayan türleri bile vardır. Ancak bu konunun uzmanları bile bir pirananın hangi türden olduğunu anlamakta zorlanmaktadırlar. Yani anlayacağınız bir piranayı gördüğümüz de onun etobur olup olmadığını anlama ihtimalimiz pek bulunmuyor.

Tipik bir pirananın günlük yiyecekleri genelde balıklar, kurtçuklar, deniz böcekleri, balık leşi ve su bitkilerinden ibarettir. En sevdikleri yiyecekler ise kabuklu deniz hayvanlarıdır. Bir insanın pirananın av kategorisine girmesi için ya ölmüş olması ya da ölmek üzere olması gerekmektedir. Ölmüş bir insana bile ancak, yiyecek sıkıntısı yaşadıkları zamanlarda saldırmaktadırlar. Piranalar canlı bir insana ise asla saldırmamaktadırlar.

Yani filmlerde gördüğümüz; birkaç saniye içinde bir insanı parçaladıkları sahneler tamamen bir uydurmadan ibaretmiş. Böyle bir durumun olması için en az 500 pirananın aynı anda bir insana saldırması gerekiyormuş. Bazılarınızın “Bu canlılar zaten sürü halinde gezmiyor mu?” dediğini duyar gibiyim. Evet, süre halinde geziyorlar. Ama sürü halinde gezmelerinin temel sebebi diğer yırtıcılardan korunmak. Saldırılarını küçük gruplar halinde gerçekleştiriyorlar.

Kısacası; bize bu canlıları çok yanlış tanıtmışlar. :)


Mahir Önem Dost

Kaynakça:
Emren, Tuna. (2016). Popular Science (54. Sayı ss.94).
Yalnızca Vitamin Hapı Ve Su İle Hayatta Kalmak Mümkün Mü?
En uygun sağlık seviyesinde olmamız için vücudumuzun vitaminlere ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ihtiyaç ufak miktarlardadır. Hayatımızı sürdürebilmemiz için gereken besinlerin yerlerini alamazlar. Hayatta kalabilmek için karbonhidrat, yağ ve proteinlere ihtiyacımız bulunmaktadır.

Multivitaminler, çok düşük miktarlarda karbonhidrat ve proteine sahiptirler. Buradan yola çıkarak günlük ihtiyacımız olan karbonhidrat ve proteini vitamin haplarından sağlamaya çalışırsak her gün binlerce hap yutmamız gerekirdi. Ve böyle bir duruma kalkışıldığında A vitamini fazlalığından zehirlenirdik.

Her gün önerilen düzeyde 1-2 vitamin hapı ile yaşamaya çalışsak; bu seferde 6 hafta içinde açlıktan ölecek hale gelirdik.

Özetlemek gerekirse;
  • Günlük ihtiyacımız olan karbonhidrat ve proteini vitamin haplarından sağlamaya çalışırsak sonuç zehirlenme olurdu.
  • Günlük önerilen düzeyde vitamin hapı ile yaşamaya çalışsak sonuç açlıktan ölümün eşiğine gelmek olurdu.


Mahir Önem Dost

Kaynakça:
Emren, Tuna. (2016). Popular Science (54. Sayı ss.90).
Güneş ışınlarına uzun süre maruz kalındığında vücut aşırı ısınmayı önlemek için çalışmaya başlar. Bunu yapmanın yolu da terlemektir. Bu işlemi yaparken normal bir zamana kıyasla daha fazla enerji harcar. Bir de özellikle yeterince su tüketilmediyse; yorgunluk ve uyuşukluk baş gösterir.

Buna benzer bir durum da soğuk havalarda yaşanmaktadır. Bu kez de vücut, vücut sıcaklığını normal değerlerden aşağılara düşürmemek için enerji harcamaya başlar. Eğer yeterli düzeyde başarılı olamaz ise bu seferde titremeye başlar.


Mahir Önem Dost

Kaynakça:
Emren, Tuna. (2016). Popular Science (54. Sayı ss.93).
Dünyanın Merkezine Yolculuk Mümkün Mü?
Teknoloji geliştikçe sürekli daha fazla bilgi peşinden koşturuyoruz. Deneyler, gözlemler, araştırmalar yapıyoruz. Uzaya araçlar yolluyoruz. Kimisini gezegenlere (Curiosity), kimisini Dünya’dan çok uzaklara (Voyager 1, Voyager 2). Çünkü merak ediyoruz ve sınırlarımızı zorluyoruz. Hatta Mars'a başarılı bir şekilde iniş yapan kaşif robotun adı bile Merak (Orijinal adı: Curiosity). Bütün bunları yaparken, uzayın derinliklerine bile giderken neden Dünya'nın merkezine bir yolculuk yapmıyoruz?

Dünya'nın merkezine ulaşmak için 6371 km içeriye doğru yolculuk yapmak gerekmekte. Bu yolculuğu bizim yapmamız mümkün değil. Peki, bir kaşif robot göndersek ne olurdu?
  • Bu kaşif robotun ilk sorunu tünel kazabilmek olurdu. Bu sorunu aştık diyelim. Hem tüneli açan hem de ilerleyebilen bir robot yapıldı.
  • Dünya'nın merkezine yaklaştıkça inanılmaz bir basınç artışı olurdu. Bu basınç okyanusların en derin noktasındaki basınçtan 3000 kat fazla bir değer olurdu. Bu denli bir basınca dayanabilecek bir malzemeyi günümüz teknolojisi ile maalesef üretemiyoruz.
  • Yine de o basınca da dayandığını farz edelim. Bu sefer de 5000 santigratlık bir sıcaklık ile yüzleşmesi gerekirdi. Yine maalesef ki günümü teknoloji ile bu denli bir sıcaklığa dayanacak malzeme üretemiyoruz.

Özetlemek gerekirse; aşırı derece basınca ve sıcaklığa dayanabilecek malzemeleri günümüz teknolojisi ile üretemediğimiz için bu şuan için imkansız.


Mahir Önem Dost

Kaynakça:
Emren, Tuna. (2016). Popular Science (54. Sayı ss.92).
Belki kaktüslerin bilgisayar monitörlerinden, televizyonlardan yayılan radyasyonu emdiği ile ilgili duyumlar almışsınızdır. Hatta kaktüslerin radyasyonu emebildiğini düşündükleri için ofislerini, çalışma alanlarını, televizyon odalarını kaktüsler ile donatanlara denk gelmişsinizdir. Belki de bizzat uyguladınız. :)  Peki, gerçekten kaktüsler bu işte etkili olabilirler mi?

İçi su ile dolu bir kavanoz radyasyonu emebilmektedir. Kaktüsün radyasyonu emebilmesi konusunda yapılmış bir bilimsel çalışma olmasa da; kaktüslerin bünyesinde su depoladıkları bilindik bir gerçektir. İşte bu yüzden kaktüslerin radyasyonu emebileceği görüşü ortaya atılmış olsa gerek. Biz konumuza kaktüslerin radyasyonu emebildiğini düşünerek devam edelim. Ve radyasyon konusuna bakalım. Elektromanyetik radyasyon sadece düz bir hat üzerinde yayılmaktadır. Yani kaktüsleri kullanarak radyasyondan korunmak istiyorsanız; kaktüsün ekran ile sizin aranızda duruyor olması gerekmektedir. Yani odanın köşelerinde bulunan bir kaktüsün size bu konuda pek yardımı olmayacaktır.

Öte yandan gelişen teknoloji ile birlikte günümüzdeki televizyon ve monitörlerde katot tüpünün olmayışı, bu cihazların yaydığı radyasyonu önemli ölçüde azaltmıştır. Hatta o kadar ki, bu cihazların insan sağlığına zarar verme ihtimalleri oldukça düşüktür. En azından bu konudan ötürü rahat edebilisiniz.

Mahir Önem Dost

Kaynakça:

Emren, Tuna. (2016). Popular Science (54. Sayı ss.89).


Tüm İslam aleminin Kurban Bayramını kutlarım.

Allah, sevdiklerinizle birlikte hayırlısıyla nice bayramlar görmeyi nasip etsin inşallah.

Mahir Önem DOST
Doğanur DOST
Klavyede yazmak istediğiniz karakteri bulamadığınız olmuştur. Bugün denk geldiğim ve sizlere tanıtmak istediğim bu site sizlere bu konuda yardımcı oluyor. Bu site ShapeCatcher.Com.

Siteye girdiğiniz de sizleri bir çizim kutusu (drowbox) karşılıyor. O alana bulmak istediğiniz karakteri çiziyorsunuz. Daha sonra "Recognize" e tıklayarak tarama işlemini başlatıyorsunuz. Site, sizin yapış olduğunuz çizimi sahip olduğu 11817 tane karakter ile eşleştirerek en yakın sonuçları sunuyor.


Aradığınız karakteri bulma uygulaması
@ işaretini aramamın sonucu

Ben bir kaç deneme yaptım. Gayet başarılı buldum.

ShapeCatcher e gitmek için tıklayınız.


Mahir Önem DOST
Kara delik
[G1]
Bir kara deliği tanımlamak için, kaçış hızını kullanmak gerekmektedir. Şöyle ki; Dünya'nın çekim kuvvetinden kaçmak isteyen bir uzay aracının en az 11 km/sn (39600 km/sa) hızı ile Dünya'dan uzaklaşması gerekmektedir. 

Bir nesnenin (gezegen, kara delik) kaçış hızı ise onun yoğunluğuna bağlıdır. Kara delik öyle yoğun bir nesnedir ki (madde çok küçük bir alana sıkışmıştır); kara deliğin belli bir mesafesi içinde ondan kaçmak için, ışık hızından daha hızlı gitmek bile yeterli değildir. Bu yüzden ışık bile kara delikten kaçamaz. Kara delikten ışık gelemeyeceği için insanlar kara delikleri göremezler. Yani bir deyişle kara delikler görünmezdir. Ancak, bazı özel araçlarla donatılmış uzay teleskopları kara delikleri bulmamızda bizlere yardımcı olabilir.

Mahir Önem DOST

KAYNAKÇA
1. G1. Paula Borinsky Hendry; Greg Helms; Daniel Steinberg. No Escape: The Truth About Black Holes. 07.09.2016 tarihinde ulaşıldı amazingspace.org: http://amazingspace.org/resources/explorations/blackholes/teacher/sciencebackground.html
2. Nasa. (30.09.2008). What Is a Black Hole?. 07.09.2016 tarihinde ulaşıldı nasa.gov: http://www.nasa.gov/audience/forstudents/k-4/stories/nasa-knows/what-is-a-black-hole-k4.html

Güneş
Bilim insanları özel teleskoplarla yaptıkları gözlemlerin sonucunda güneşin bir taraftan diğer yöne doğru hareket ettiğini fark etmişler. Böylelikle Güneş'in de, tıpkı Dünya gibi kendi ekseni etrafında döndüğü tespit edilmiş. Ve artık Güneş'in kendi ekseni etrafındaki dönüşünü 27 günde tamamladığını biliyoruz.[1]

Bu ön bilginin ardından sizlerle Güneş'in kendi ekseni etrafında dönüşünün görüntüsünü paylaşmak istiyorum. İnternet'te gezerken denk geldim.

Güneş'in dönüşünün görüntüsünden oluşturulmuş aşağıdaki film şeridinde, soldaki görüntü X-Ray ışınları kullanılarak, sağdaki görüntü görünebilir ışınlar kullanılarak alınmış.
Güneş'in kendi ekseninde dönüşü. (Film şeridi halinde)
Güneş'in kendi ekseninde dönüşü. (Film şeridi halinde) [G1] 

Görüntüyü indirmek için tıklayınız.

Mahir Önem DOST

KAYNAKÇA
1. G1. Montana State University. Does our Sun spin like the Earth?. 05.09.2016 tarihinde ulaşıldı solar.phpsics.montana.edu: http://solar.physics.montana.edu/ypop/Spotlight/Tour/tour06.html